•     19 Ekim 2021

Derdi başından aşkın iktidar Kavala’yı unutmuş olabilir mi?

Osman Kavala’yı yine bırakmadılar.
Bu bir hata.
Onu artık serbest bırakmaları gerekiyordu.
Bu işi haddinden fazla uzattılar.
Yok, sanılmasın ki Kavala’nın hukuksuz tutukluluğu 18 Ekim’de dört yılı geride bırakacak diye söylüyorum bunu.
Zalimliktir bu evet, ama umurlarında mıdır?
Daha önce iki kez tahliyesine, bir kez de beraatına karar verildiği dosyalardaki dayanaksız ve geçersiz, sözde delillerden hareketle bu kez bir “casusluk” suçlaması uydurup onu yine hapiste tutmaları, evet ve gerçekten de hukukun ırzına geçmekten başka bir şey değil.
Kavala’yı Silivri’de bırakan siyasi irade, hukukun vicdanı karşısında, onun yıllara uzanan haksız mahpusluğunun hesabını veremez.
Ama bu iradenin Kavala’yı hapse atıp orada tutmakta bir de siyasi hesabı vardı değil mi?
Elbette, geçmişte öyleydi.
Kavala’yı Silivri’ye koymanın ardındaki siyasi hesabı dört yıl önce, 21 Kasım 2017’de Cumhuriyet gazetesindeki köşemde şöyle açıklamıştım:
“Akıl ve mantıktan yoksun, haksız, mesnetsiz, içi boş suçlamalarla hapse atıldı Osman Kavala... 
O bir sivil toplum lideri. 
Kavala’nın hükümeti ortadan kaldırmak, anayasal düzeni değiştirmekle ne alakası olabilir? 
Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Anadolu Kültür Vakfı, Türkiye’nin Kürt ve Ermeni meselelerine de duyarlı bir sivil toplum kuruluşu. 
Osman Kavala, Türkiye’nin sivil toplumu ile dış dünya arasındaki en etkin ve en önemli bağ idi. 
Osman Kavala’nın gerçek suçu bunlar olmasın? 
Bütün bu özellikleri, onu birilerinin gözünde ‘etkisizleştirilmesi gereken kişi’ yapmış olabilir. 
Kavala hedef alındı; belli ki gazetecilikten sonra sıra Türkiye’nin sivil toplumunu yok etmeye gelmişti.”
Çünkü, sağlıklı ve katılımcı bir demokrasinin ayrılmaz parçası olan sivil toplumun en önemli rolü, iktidarın gücünü denetlemek ve sınırlandırmaktı.
Çünkü sivil toplum kuruluşlarının (STK’ler) kişi ve seçmen davranışlarını etkileme potansiyeli vardı.
Güçlü STK’ler, karar vericiliği küçük bir topluluğun eline bırakmazlardı. 
Ve nihayet, o zamandan belliydi ki 2019’daki yerel seçimlere giderken iktidarın bütün bunların kırıntısına dahi tahammülü yoktu ve Osman Kavala da işte bunun neticesinde hapse konulmuştu.
Sonra ne oldu?
İktidar 2019’daki yerel seçimlerde yüz kızartıcı ve tarihsel bir yenilgi aldı.
Türkiye siyasetinde bir dönem kapandı, yeni bir dönem başladı.
“AKP iktidarının yükselişi ve düşüşü” adlı tarih dizisinin sonuncu bölümü.
“Final sezonu”.
Erdoğan iktidarının Türkiye’yi içine sürüklediği tam teşekküllü krizden çıkarmasının imkânı yok. İktidar hiçbir soruna çözüm üretemiyor; yönetme becerisi hiç olmadığı kadar zayıflamış durumda ve kaybettiği gücü ikame etme kapasitesinden de mahrum. Türkiye’nin bir iktidar değişikliğinden başka çaresinin kalmadığı, artık Erdoğan’ın “kemik” denilen tabanında da idrak ediliyor olmasaydı, Cumhur İttifakı’nın oy kaybı bugünkü gibi istikrarlı bir trende dönüşmezdi. Türkiye’nin şafağında bir iktidar değişikliğinin belirdiği, gecenin en karanlık halinden çıkılırken dünya tarafından da görülüyor ve dış ilişkilerde pozisyonlar bu yakın geleceğin ne vaat ettiğine göre alınıyor.  
2022’de bir erken seçim olmaz ise yükseliş ve düşüş dizisinin “sezon finali” Haziran 2023’te.
Peki, Osman Kavala’nın yıllardır süren mahpusluğu bu sath-ı mailde iktidar için ne ifade ediyor?
İktidarın Osman Kavala’nın hapisliği ile daha fazla ne yapmak istediğine, ya da ne yapabileceğine dair bir düşüncesi var mı?
Bence yok.
İktidarın Osman Kavala’yla ilgili bir siyasi değerlendirmesi olsaydı, Kavala’nın çoktan salınmış olması gerekirdi. 
Bu iddiamı şu tespite dayandırıyorum:
Tutuklama müessesesini bir siyaset etme tarzı olarak kullanan bu otoriter iktidar, bir gazeteciyi, politikacıyı ya da Kavala gibi bir sivil toplum liderini hapse atarken siyasi fayda sağlamayı umduğu gibi bunları serbest bırakmanın da kendisine bir faydası dokunsun ister.
Bu hep böyle oluyordu.
Lakin bu hesap Osman Kavala açısından zamanla geçersizleşti. Kavala’nın hapiste tutulmasının muhalefet ve sivil toplum üzerinde herhangi bir caydırıcı, korkutucu, yıldırıcı etkisi kalmadı.
Bakınız, anti-Erdoğanizm bir süredir Türkiye’deki en güçlü siyasi- toplumsal akım, Erdoğanizm ise azınlığa düştü. İktidarın kutuplaştırma makinesi tersine çalışmaya başladı. AKP’nin oyu kararsızlar dağıtılmadan önce yüzde 20’lerde, dağıtıldıktan sonra da 30 civarında. MHP derseniz, ileride yüzde 7’ye düşürülecek barajın bile altında kalabilir bu gidişle.
İnisiyatif muhalefete geçti. Siyasetin gündemini muhalefet belirliyor.
Kavala ise hala mahpus. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası Türkiye’sindeki azgın otoriterliğin siyasi mahkûmu...
Türkiye hızla değişirken Kavala’yı hapse atan iradenin sahibi onu içeride unutmuş gibi görünüyor.
Yargı ise Cumurbaşkanı Erdoğan’ın, 18 Şubat 2020’de Gezi davasından beraat eden Kavala’nın hapiste kalması yönünde yaptığı müdahaleyi hatırlıyor. Bunun neticesi, “Kavala hakkında Reis’in nasıl bir karar vereceğine inanıyorsak, bizim kararımız da o yönde olmalıdır” diye düşünmekten başka ne olabilir?
Lakin köprülerin altından çok sular aktı.
İktidarın Kavala’nın hapisliğiyle ilgili bir gerçeklik denetimi yapmasının zamanı geldi de geçiyor.
Misal, Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerinde Kavala’nın birkaç yıl öncesine göre sahip olduğu “al-ver değeri” bir hayli azalmış bulunuyor. Çünkü Türkiye’nin genel olarak Batı’yla arasındaki mesafe çok açıldı ve Kavala’nın akıbetinin, bir temas noktası olarak eski pazarlık gücü kalmadı. İktidar Kavala’yı dış ilişkilerinde değerlendirme fırsatını kaçırdı. 
Gerçekten, soruyorum kendime: Kavala’yı hapiste tutan irade, onu unutmuş değilse, bu zulmünden hâlâ ne gibi bir fayda umabilir, nedir bu hesap?
Mesela bu hesap, Gezi direnişini kriminalize etmek için Kavala’yı kullanmak mıdır?
Zannetmiyorum. Bence tam tersi geçerli.
Maksat, Kavala’nın geçmişte verilmiş talimat uyarınca asla salıverilmemesi olduğu için, Gezi davası Kavala’yı hapiste tutmanın vasıtasına dönüştürülüyor.
Masumiyetinin inkârı hukuken imkânsız olan Osman Kavala, Gezi’yi kriminalize etme vasıtası olarak zaten kullanılamaz.
Mahpus olarak siyasi miadı dolmuş bulunan Kavala’nın bir an önce serbest bırakılması iktidara somut bir siyasi fayda sağlamaz belki ama onu ileride uğrayabileceği bir zarardan korur.
Şöyle ki, Kavala en geç bu iktidar seçimle gittikten sonra özgürlüğüne kavuşacaktır. 2022’de veya 2023’te.
Bir de iktidarın zayıfladığını ve gidici olduğunu nihayet idrak eden yargının sona doğru hukuku hatırlayarak Kavala’yı kendi inisiyatifiyle serbest bırakması ihtimali var.
Bu da herhalde iktidara fayda sağlamaz.
İktidarın ileride uğrayabileceği zarardan kastettiğim buydu.
Yeter artık, son verin bu anlamsız zulme.